08 Kasım 2011

Balkandan o zor yıllara (6)


(Emin, bu dar ve bilinmeyen sokakları az çok biliyordu. Çünkü onun için bu çevre yabancı sayılmazdı. Emin anılarını yeri geldiği zaman anlatırdı. Gençliğinde çalışmak üzere İstanbul’a geldiği zaman başından önemli bir macera geçmiş. İkindi henüz okunmuş. Tahtakale’de bir kahvede oturuyormuş. Hiç beklenmedik bir anda zaptiyeler kahveye baskın yapmışlar. Kahvedekilerin çoğunu alıp götürmüş zaptiyeler. Birkaç gün önce İstanbul’da büyük olaylar olmuş (31 Mart Vakası), bu olaya neden olan fırkanın adamlarını arıyorlarmış. Emin’i de götürmüşler, o partiyle bir ilgisi olmadığı anlaşılınca onu salıvermişler.)
Yavaş yavaş ve düşe kalka dar sokakları aşmışlardı. Tahtakale artık gerilerde kalmıştı. Yakınlarının evlerini bulmuşlar ve onlara konuk olmuşlardı. Akrabalarının (Aziz’lerin) evleri çok güzel bir yerdeydi, cam kenarına iliştiniz mi, Haliç ve karşı taraf, önünüze düşsel bir tablo seriliyordu. O günün akşamında kızıl bir renk cümbüşü Eyüp’ün üzerinde titreşirken, güneş İstanbul’a elveda derken karşı komşularından, bir taş plaktan, ‘Üsküdar’a giderken…’ şarkısı onların kulaklarına değin geliyordu.

Onların bu İstanbul düşü ve heyecanı ne kadar sürmüştü? Ama ne de olsa onlar, haklıydılar yine. O günlerin İstanbul’u çok karmaşık, o denli durgun, halkı da yorgundu. Yabancılar, kimi beklentiler ve bir göç dalgası, İstanbul’un sosyal yapısını derinden sarsmış, kimi olumsuzlukları da gündeme getirmişti. İstanbul, işgal İstanbul’unun o kahredici havasını henüz atamamıştı. Olumsuz ve halkı bezdiren koşullar sürüyordu.

1925, Gönen
İstanbul, o ‘Büyük Savaş’ yorgunluğunu ve o ‘işgal İstanbul’u’nun olumsuz etkilerini hala yaşıyor olsa da yine de onlara çekici geliyordu. Büyülüyordu onları. Akşamları gezmeye çıkıyorlardı. Beyazıt ve Şehzadebaşı taraflarına gidiyorlardı. Buralarını çok sevmişlerdi. Süleymaniye Camisi ve Külliyesi, o dar sokaklarda dolaşmak? Ara sıra da Kapalıçarşı’ya gitmeleri, onlar için çok başka dünyalarda soluk alıp vermek gibi oluyordu.

Aziz’lerin evi, Haliç’e tepeden bakan ev, artık gerilerde kalmıştı. Galata rıhtımındaki bekleyişleri bir hayli uzun sürmüştü. Eski bir vapur onları yine bilinmedik bir yere götürüp bırakacaktı. Ama nereye?

Hafif çalkantılı bir deniz yolculuğundan sonra kendilerini Bandırma iskelesinde bulmuşlardı. Acayip düşünceleri vardı içlerinde. Eşyalarını yanlarına alıp ürkek ve çekingen adımlarla o kemerli iskele binasından çıkmışlar, cami yönüne yürümüşlerdi. Ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Caminin duvar gölgeliğine sığınmışlardı. Emin onları burada bırakıp Gönen’e nereden gidilir, onu öğrenecekti.

Üstü tenteli bir araba bulan Emin onların yanına getirdi. O eşyaları neyse arabaya koydular; kendileri de bindiler. ‘Sığırolu’nu aştılar ve Bandırma artık geride kalmıştı onlar için. Tenteli araba buğday tarlaları arasından yoluna devam ediyordu.Bir tepeden aşağıdaki ovaya indiler ve Gönen’in o titreşen silüeti gözükmüştü nihayet. Akşamın kızılı Gönen’i terk ederken tek katlı han benzeri bir yerde sabahladılar.

Bir iki gün sonra, o han gibi yeri terk edip Kurşunlu Camiye çok yakın tek katlı bir Rum evine taşındılar. Aylar sonra bu ‘Rum evi’ onlara muhacir evi olarak verilmişti. Böylece onlar için yeni bir yaşam başlamış oldu. Öteki aile bireyleri için Gönen macerası yeni başlıyordu ama Emin için hiç de öyle değildi. Emin’in Gönen’e ilişkin serüven defteri bir hayli kabarıktı.

Baba ile Oğul
19. yüzyılın sonları… Emin’in babası Tafil, onu birkaç kez yanına alıp Gönen’e getirmişti. Tafil, o Viran dağlardan kalkıp onları ve beraberindeki yükleri taşıyan iki katırla yola koyuluyormuş. Yük dedikleri de kendilerini soğuktan koruyan giysiler; geriye kalanlar ise silahmış. Av tüfekleri, kimi uzun namlulu silahlar, tabancalar… Tabancalar değil ama öteki silahları parça parça getiriyorlarmış. Tafil onları Gönen’de özenle monte ediyormuş. Böylece baba oğul Balkan’ın o şık, narin, simli ve oymalı silahlarını bu bölgede pazarlıyorlarmış. Tafil Ağa, bu adla ün yapmış buralarda, güvenilir bir kişi olmuş.

Çağla ve badem ağaçları renkli çiçeklere bürünür bürünmez ilkyaz kendini gösterir göstermez Gönen yolculuğu hazırlıkları başlardı. Katırlar da besiye çekilirdi. Bu hazırlıklar sona erdiğinde ‘Haydi hayırlısı’ denilerek yola koyulurlardı. Prizren / Üsküp / Manastır… Selanik en çok korktukları bir geçit yoluydu. Burasını aştıklarında tehlikenin en büyüğünü artlarında bırakmış oluyorlardı. Buradan Şarköy’e vardıkları zaman Rıza Kaptan’ın mavnası hazırdı. Ver elini Çardak… Buradan Gönen’e varmaları pek o kadar maceralı olmuyordu baba oğul için. Bu yörede satabildikleri silahları satıp ağaç yaprakları sararmaya başlayınca dönüş hazırlıkları başlardı. Elleri boş dönmezlerdi Globoçiça’ya, kış hazırlığına, gıda maddeleri alıp getirirlerdi. Kış ayları sürüp giderken gelecek ilkbahar için hazırlıklara ve silah temini için koşuşturmalar başlarlarmış. Tafil Ağa’nın bu silah ticareti uzun yıllar sürmüştü. Balkan Savaş’larına değin bu işi yapmıştı. Balkan bozgunu, Saraybosna’daki o cinayet ve Birinci Dünya Cengi…

O büyük savaş batıda ve doğuda sürüp giderken Balkan’larda da kimi etnik ve dinsel didişmeler durmadan alevleniyordu. O cadı kazanı kaynıyor olaylar birbirini izliyordu.

Evet çalkantılı yıllar ve o büyük giz? O olay hala gizemini koruyordu. Sınırlar henüz mü çizilmişti? Arnavutluk, Bulgaristan ve Sırbistan sınırları. O olay, o cinayet! Tafil Ağa ceylan atının üzerinde, komşu köylerden kendi köyüne dönerken, o ara kimi düşler de kurarken; ne bilecekti bir melanetin onun ardından geldiğini? Dört Bulgar komitacısı onun olduğunu anladıklarında ‘büyük bir av yakaladık nihayet! …’ diyerek konuşmuşlar ve sevinç duymuşlardı. Az sonra silah sesleri, yinelenen silah sesleri… Tafil atına davranamadan büyük acılar ve kanlar içinde kendisini yerde bulmuştu. Yoldan geçenler Tafil'in ölüsüyle karşılaşmışlar ve onu oradan alıp köyüne Globoçiça’ya getirmişler.

Emin babasının kalleşçe bir cinayete kurban gittiğinde, 1921 yılında Çin Hindi’nde bulunuyormuş, esir kampında. (Prisoners of War Camp / Thyetmoyo) Anısal sözlerine bakılırsa onun, babasının öldürüldüğü günün gecesinde gördüğü rüyada köydeki evlerinin yarısı yerle bir olmuş.

Devamı
Paylaş