28 Ocak 2019

Kalemi güzel

Kalemi Güzel Arkadaşım
Poşet darbesi
Önce poşet darbesi oldu; 25 kuruş gözümüze dev gibi gözüktü, ip file filan örmeye kalktık.
Annem eski sandığını açıp fermuarlı pazar torbasını gözüme soktu;
eee dedi
Hergün giyercik bir gün kıçı açık denir buna dedi..

Pek alıştınız bolluğa dedi, 2. Dünya savaşında genç olan bir nesildi onlar.
Şeker yerine kara üzüm kullanmışlardı. Yokluk nedir? Bilmişlerdi. Bizim nesil bu hikayelerle büyüdü.
Kızım ince soy kabukları kocanı iflas ettirirsin sen nidaları ile...
Almanların ziyan olmasın diye haşlanmış patates yedikleri uyarıları ile...

Ama tabi ne yazık ki biz çocuklarımıza bu kadar etkili olamadık, hiç yokluk görmediler.
Gaz kuyrukları sıkıntısını yine babalarımız halletmişti bu arada...
İsrafı biz de öğrendik, siyah beyaz dünyadan renkli dünyaya... Kredi kartlarına pek kolay alıştık,  alıştırdık...

ee şimdi bak; adam üreticiden tüketiciye diye beyaz torbalar bastırmış. Enflasyonla top yekün mücadele yazıyor ayrıca...
Meydana yine getirmiş arabayı. Haydar efendi her kata uğruyor..
ister misiniz siz de ? alıyım mı size de diye... Yakaladım Haydar efendiyi. Bakıyım şu torbalara dedim. Kıpkırmızi domatesler, ufak taze patatesler ve normal ebatta soğanlar... Soğanı elledim,  kuru. Bence bu soğanlar depoda bekletilenlerden... Bir tiyatro piyesindeyiz... Ülkemizin değerini bilmedik ve bir siyasetçi çıkartamadık içimizden...
Bu molozlara mahkum olduk.
ASA, 13 Şubat 2019

Bankamatik 
Bugün bankamatiğe para yatırmak üzere yaklaştım, stresliyim...
Yanlış yapmıyım diye tetikteyim; işleme başladım, arkamda sesler.

Deliricem, kadınlar vır vır da vır vır... Hafta sonundaki menüyü anlatıyor, levrek yanında karides, annesi şunu demiş bunu demiş...
Ben iban nosunu yazmakla meşgulüm, üflüyor kadın ve parayı geri alın teknik arıza dedi makina. Haydi yeni baştan; hala konuşuyor ve ben ter içindeyim...En sonunda, noldu teyze yapamadın mı? demez mi! Bir hışım döndüm ki 35 yaşlarında, teyze değil a.b.l.a bir kere diye tısladım. Kadın şaşaladı, ne? ne dediniz? teyze, ay pardon abla...filan kekelemeye başladı.
O kadar car car konuştunuz ki makine bile sapıttı, alın sizin olsun diye söylenip yürüdüm, diyeceğim şu, görgü nezaket adap...

Ne dersen artık, hepsi yok olmuş... Ulen ben senin nerden teyzen oluyorum hanım? diye bir laf var. Erkeklere dayı, amca, hacı, dede...Hiçte öyle teyze liği kabul edemicem doğrusu.
ASA, 5 Şubat 2019

Hayat bu; zaman gelir her şey bir anda son bulur.
Hayat bu....diye devam eden Seneca doğru demiş. Şu sıra ani ölümler kol geziyor.. her ölüm erkendir.. her ömür kısadır aslında.. Hulusi (eşi) 98 yaşında kaybettiğinde tüh demişti; annem 100 yaşını göremedi.
Geçen hafta teyze oğlu göç etti amansız bir mücadeleden sonra, bildiğimiz hatta süre bile biçilen bir durumdu yinede konduramadık, kahrolduk. Dün akşam dostlarla önceden verilmiş sözümüzü yerine getirdik eve geldik, bir mesaj; yanlış görüyorum heralde dedim, olamaz, nasıl yani? daha birkaç gün önce resimlerini gördüğüm arkadaşımın eşi. Pıt, bir anda, gitmiş. Belki de yarın ne yemek yapsam? diye konuşuyorlardı. Belki de güzeller güzeli torununa ders gösteriyordu, kim bilir? Bir göz açıp kapama mesafesinde bu iş. Ne boş ... Hırslarımız dargınlıklarımız sevinçlerimiz, şu an mutluysak ne ala... Öncekileri sonrakileri sal gitsin...
ASA, 16 Ocak 2019, 08:03

Yılbaşı Sofraları...
4 kişilik bir aileydik ama yılbaşı soframız pek kalabalık olurdu. Sonra 5 olduk, daha sonra birer birer azaldık. Saadet teyzem, Hetetim... Her yılbaşı; ahhh derdi bu sefer ağır ağır yicem o kadar uğraşıyoruz, hop diye bitiyor, ama hiç beceremezdi.
Babam mutlaka Cihangir' in kalantor mezecisi Raci' den peynirlerini, şarküterisini alır, içki stoklarını kontrol eder ve mutlaka Karakedi plakçısından Darvaş ve Çiganlar Albümünü alarak ortama ayak uydururdu. 5 kişi olunca sofra devir teslimi oldu ve 1990 da ilk yılbaşı soframı kurdum: babam evime geldi, elinde stoklarından çıkarttığı bir şişe ve bir başka sarılmış şişeyle. Hulusi'yi (eşi) çekti kenara, bak dedi bu şişeyi sakla büfenin şu tarafına koy, arada Raciye git paran oldukça, sevdiğiniz içkilerden al sakla, stokla... Ah babam, o yılbaşı ondan tam not aldım, fazla şey yapmış demiş anneme, ama becermiş demiş. Sonraki yılbaşına yetişemedi, ama yılbaşı sofraları oldu, çok artmalar çok çok eksilmeler oldu, bu sene de bir eksildik, babane dedesiz çıkıcak bize. Şimdi, Gürses (damat) acaba Gülen (kızı) falan beraber kutlayabilir miyiz? diye fikrimi sormuş. Ahhh dedim Gürses, kuralları bozmayalım bir sürü yılbaşılar yaşarız kısmetse. Yani çocuklar büyüyor, eksiliyoruz o nedenle çoğalma zamanı yaklaşıyor... Nice Yılbaşı Sofraları Hazırlamak Kısmet Etsin.
ASA, 30 Aralık 2013, Taksim

Dün akşam bir partiye gittik..
Savaş apt yılbaşı partisi, 3 noya, annem bile gitti;
Yeni kiracılara anlatıyor, ben buraya gelin geldim 1955. 1950 de kayın valdem almış, babaannem elinde çantası efeler gibi 2 çocuğu ile Adapazarı' ndan gelir, bir köşk satılıyor. Rivayete göre bir adam bu köşkü yaptırır, 4 katlı, dayar döşer. Hanımı da pek güzeldir, adam seyahate gider dönüşte yatakta bir başkası vardır! Şapkasını takar başına ve gider kaybolur, hanım da artık ne hale düşer bilinmez ve Savaş apt nin hikayesi başlar.
1 numarada Miss Kopinçer, bir sahne; siyah kadife ufak bir şapka, bukleli saçlar kısa, kırmızı bordomsu bir uzun kadife pardesü, ya da sabahlık ya da uzun ev elbisesi. Sonrasında bir sürü kiracı en sonda babaanneler ve şimdi tatlı Deniz hocamız.
2 noda Prof. Nüsret Kürkçüoğlu, seneler senesi. Sonra ben, şimdi bir dizi oyuncusu ve kabare şarkıcısı Melike.
3 no, Mösyö Mahak, Madam Mahak...Beyaz Rus..Volga nehrinin buzları üstünde dans etmiş bir asilzade. İlginçtir başında gümüş gri şifon bir türbanı vardı ve ressamdı, şimdi şeker aile, partiyi düzenleyen...
4 no Madam Klamantin; gizemli aile, Suriye mi Filistin mi, israil mi? karışık. Islıkla haberleşirlerdi, sonra ben..
5 no Mösyö Foyce, İtalyan bir aile; Banco di Roma' nın müdürü, anneleri de vardı, yaşlı... Balkonda bir çam ağacı bulunurdu, tuttururdum öksürük şurubumu o çam ağacının altında içicem diye... sonra 6 ve 7 nolar ailenin... ne güzel bir mozaikmiş esasında, Türkiyem gibi...
insanlar gider evler kalır, birkaç eşya kalır, hatırlayabildiğin bir de birkaç anı....

ASA, 28 Aralık 2018, 10:18


Musluktan akan Su
Sabahın köründe uyanıp bir haber okudum; kadının teki musluğu açmış burnunu temizlemiş, sonra burnunda bir yara çıkmış, dr.a gitmiş.
Antibiyotik tedavisi filan durum kötüye gitmiş, kadının hareketleri bozulmuş, beyin ameliyatı demişler... Beyni açılınca dr.lar şok; kadının beyninin  yarısı pelte gibi, amipler tarafından sarılmış ve yenmiş...ve kadın ölmüş, musluktan akan suyla burnunu temizlediği için.

Bunu Hulusi' ye anlattım, dinledi ve büyük bir gürültüyle muslukta burnunu temizledi. Ardından televizyonda hayalet avcılarını açtı. Orda da musluktan pembe bir sıvı aktı ve bebeği yedi...
Bugün ben musluğu elleyemiyeceğım sanırım.

ASA, 12 Aralık 2018

Türkçe, anadilim
Zaten sinirli uyanmıştım.
Zaten şakır şakır yağmur yağıyor, nefret bir durum yani.
Şemsiyemin de kenarı bir tuhaf olmuş...
İstiklalin başında yine bir dükkan peydahlanmış; adı by fox çanta, mış meğerse. Önüne sereserpe şemsiyeler, aa dedim rengi de pek güzel, kaç para? diye sordum yanında duran salağa.
Tiventi lira dedi! Noluyo diye baktım salağa, salak oğlu salağa...
Ne bu? Ben Türküm, Türkçe konuş dedim.
Şaşaladı... Abla Türkce bittiii, bitti, demez mi ? İyice köpürdüm, Türkçe konuşulmayan dükkandan ben de almam, dedim. Sanki umurundaydı onun da....
Neyse söylenmem ve hırsım yatışmadan Demirören'e daldım, çanta ve şemsiyemi o aletin deliğinden soktum, kendim geçerken makina bipledi. Güvenlik görevlisine noluyo? diye bakış fırlatmamla okey okey sesi ile karşılaşmam bir oldu. Ve çıldırmıştım, nerdeyse zıplayacaktım görevlinin üstüne...
Ne okeyi dedim, ne okeyi, Türkçe konuş, Türkçeee diye bağırdım.
Arkamdaki bey sakin olun hanımefendi, yapacak bir şey yok ne yazık ki, dedi. Bende nihayet düzgün bir Türkçe duymanın mutluluğu ile uzaklaştım...
Tepkimizi belirtmeliyiz bence bunlara..

ASA, 19 Kasım 2018

Nedense... Kafam hafiften dumanlanınca.
O muhteşem yaz sofraları takılıyor aklıma. Çok özlüyorum çok, çok gençmisiz işte, çocuklar da çok küçükmüş elimizdelermiş henüz.
Teyzemin evine geçmişiz, karınca kararınca yaptırmışız...
Eski misafir ağırlanmayan çocuksuz ev olmaktan kurtulmuş, yaşayan ev olmuş, cumartesi günleri komün ev olmuş. Eline  bişey alan soluğu orada almış. Ahh eski çocukluk arkadaşım...
Çok özlüyorum çok, gözüm doluyor, midye dolma yapışımızı kabak kızartmalarımızı çok özlüyorum. Rakı şişelerinin boşalmasını, sabah güneşinin doğuşunu, sofrayı beraber toplayışımızı,
Hulusi'nin uyumasını uyanıp Hala mı devam ediyorsunuz? deyişini...

ASA, 1 Şubat 2014

Mercan balığının getirdikleri
Balık pazarındaki balıkçım,
Vaaayyy ablam gelmiş sana bişey vericem bugün, sen hiç mercan yedin mi?
diye seslendi. Baktım tezgahta mercan balıkları. Amanın o ne güzel renkler veeee Kumburgaz'ın maviliklerine gittim hemen oracıkta, yıl... çocukluğum....
yan taraf Marin' in havuzunun olduğu kısım boş, çamaşır asıyoruz oraya, bekçi ev kümes o tarafta ve ayva ağaçları. annemin vişnesi...
Cumartesi günü babam inmezdi İstanbul'a....ama yine erken kalkar, çay bardağı ile acı kahvesini içerdi ve bir motor sesi duyardım yattığım yerden; Topal gelirdi, Topal balıkçı. Adı yok, iskelet gibi, beyaz saçlı, mavi gözlü...
Hetet de mavi gözlüydü, bir gün fazla pazarlık ettiği için Topal
Seni gidi çakır senii
demiş, hep bunu söylerdi Hetet...
Topal elinde tepsiler ayağında lastik çizmeler gelirdi kumdan. Tepsilerde tekirler dizi dizi, tepsilerde mercanlar dizi dizi, tepsilerde dil balıkları dizi dizi...
Topal sevmezdi balkonda kadınları, ondan hep çok erken saatleri seçerdi. Annem Hetet teyzem pazarlık ederdi hep; 3 kuruş inse zafer kazanmış olurlardı, babamsa sessizce alır, sağlığı konusunda iki çift laf eder, sırtını sıvazlar yolcu ederdi. Topal ne oldun acaba? çok yaşlanmışındır, ismin neydi Topal senin? niye topal olmuştun?
Şimdi balıkçı Cemil,
sana anlatsam Topalı
dedim sustum. Cemil konuşup duruyodu kendi kendine,
Balık yok ablam yok.....
Kim alır 150 ye kalkanı?
Hamsi bile 15 lira 
Aciip bişey bu ablaa...

ASA, 1 Şubat 2014

Yelkenlisi  beyaz kırmızı...Yaşı belli olmayan, çocukluğum gençliğimde bir kaptan...
Kumburgaz camisinin yanından kalkıp Almanya otobüsüne binen, gençliğini sömürten, tek sermayesi o yelkenli olan adam...
Marinin iskelesine ya da bizim önümüze yanaştırırdı, ağustos sonu eylül başı, bakar, ıslık çalar, arada konuşur. Bir bindiremedim seni şu yelkenliye derdi.
Bohçacı kadından aldığım rahibe işi dantelleri görünce; oyyyy şimdi sen bunları örteceğin masa da istersin diye söylenmişti...
En son herhalde 10 yıl önce gördüm, Gülen' le kumda yürürken yine bizim önümüzde...Küçük ASA bu dedi Gülen'e...
Yelkenliyi kırdım parçaladım ömrümü yemişti, zaten de gezdirecek kimsede yoktu dedi ve gitti... Yok, belki öldü belki çok yaşlandı. Belki de anlattığı genç şekerci kızla...
Yelkenliiiii neleri hatırlattın bana bir eylül günü...


Paylaş